Yıl 1970. Kürtler hor görülüyor, dilleri yasaklanıyor, evlerinden insanlar zorla alınarak faali meçhul bir şekilde yok ediliyordu.

- Kürtçe müzik (Şıvan Perver) dinlediği için cezaevinde işkence ile öldürülen Hali Muhsin.- Köyünde Kürtçe konuştuğu için silah dipçiğiyle öldürülen Hatun ana.- Derdini Türkçe anlatamadığı için doktor tarafından darp edilerek hastaneden kovulan Kazêteyze.- Yolda 7 yaşındaki çocuğunun gözleri önünde sarkık bıyıklı Jitemciler tarafındanöldürülüyesiye dövülen Ahmet Amca.- Diyarbakır zindanlarından yağlı kazığı oturtulan Apê Ahmet.- Diyarbakır zindanlarında aç bırakılarak işkence ile öldürülen Apê Salıh.- Köylerinde sürgün edilen Reşan köylüleri. Tarih boyunca Kürtler yukarıda saydığım birçok benzer sorun ile karşı karşıya kalmış,sorunun çözümü için ciddi adımlar atılmadı. İlk defa Rahmetli Özal (Turgut Özal) zamanında Kürt sorunun çözümü konusunda adımlar atılsa bile bu girişim maalesef emperyalist güçlerin engeline takılmıştı. İlk defa güçlü bir lider, Kürt sorunun varlığını haykırarak baldıran zehiri içtim ben bu meseleyi çözeceğim dedi.O lider Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Ve dediği gibi öyle de yaptı. Belki de bir devrim yaparak ilk defa direk Kandil ile PKK’nın kendisi ile çözüm sürecine oturdu. Kandil’e heyetler gidip gelirken Diyarbakır meydanlarında PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın mektubu hem Kürtçe hem Türkçe okunuyordu. Başta Türk milliyetçileri olmak üzere her türlü riski göz önüne alarak girdiği süreçte ısrarcı olan Başkan (Cumhurbaşkanı) Erdoğan’nın başlattığı süreç sonrası tüm ülkede destek görmüş, artık cenazeler gelmiyor, bölge halkı ekonomik anlamda çağ atlıyor, yatırımalar peşe peşe geliyordu. Devrim nitelğinde kararlar alınmış, üniversitelerde Kürtçe bölümler açılmış, bölgede birçok sokak, park ve bahçe isimleri Kürtçe isimlerle değiştirilmiş, yüz yıllık Andımız biranda okullarda kaldırılmış, bölge şehirlerinin girişi ve çıkışlarına konulan askeri arama noktaları kaldırılmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yönetimindeki AK Parti, Kürtler lehine bir bir adımlar atarken adete bölge belediyeleri HDP’ye teslim edilmiş yolda, caddede görülen PKK’nın elemanlarına bile dokunulmuyordu. Bu denli çözüm süreci için büyük adımlar atan Erdoğan, bir anda HDP ve Kürt siyasetinin kıskacına giriyor, Kobani olayları sonrası bölgede katil Erdoğan sloganları attırılıyordu. Bahçeli ile ortak hükümet bile kurmaya razı olan Demirtaş, “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışı ile çözüm sürecine büyük darbe vuruyordu. Sonrasında bölgede gelişen olaylar, “PKK sizleri tükürüğüyle boğar” söylemleri, şımarık Kandil yöneticilerinin tehditleri çözüm sürecini rafa kaldırırken, çözüm sürecinin mimarı Erdoğan artık tüm bölgede katil Erdoğan sloganlarıyla anılıyordu. Çözüm sürecinin buzdolabına kaldırılmasının ardından çukur siyasetine gömülen HDP, bölge halkından büyük bir tepki aldığı süreçte, PKK’ya bölgeden katılımlar atık yok denecek kadar azdı. Silahlar miladını doldurdu çıkışını yapan Öcalan yine Kandil yönetimi tarafından devlet ile işbirlikçi olarak lanse ediliyordu. Uzun uğraşlar sonrası çözüm süreci hayal olmuş, devletin kararlı tutumu karşısında PKK zor günler geçiriyordu. PKK bölgede artık masum sivillere saldırıyor, iş birlikçi diyerek inanları öldürüyordu. Birçok AK Partili siyasetçi evlerinden alınarak katledildi. Çıkış noktası bağımsız bir Kürdüstan’ı kurmak olan PKK, bu mücadelesine, artık sivilleri de içine almıştı. 11 aylık bebek (Mustafa Bedirhan Karakaya) ve annesinden (Nurcan Karakaya) işte bu zihniyetle devlet bekliyordu.

Bölge halkının kabullenmediği bu olaylar her kesimden büyük tepki topladı. Aslında bu işin artık silahlı mücadele ile olamayacağını onlarda iyi biliyor. Aslında silah yerine siyasette mücadelenin Kürtler için daha verimli olacağını onlarda iyi biliyor.Aslında bir anne ile 11 aylık bir bebeği öldürmekten devlet çıkmayacağını onlarda iyi biliyor. Kürtler artık 70’li yılların Kürdü değil, devlet artık 1950,70, 80 ya da 1990’lı yıllarındaki devlet değil.Bu da böyle biline.