FIKRADAN DOĞAN IRK

Ayşenur Bilek Yazdı...

Abone Ol

Aynı Gökyüzünün Altında, binlerce farklı düşünce, ve yüzlerce farklı bakış nasılda aynı anda aynı nefesi alıyor diye düşünmeden edemiyorum. Farklı kültürleri yaşamış insanlardan aldığım fikir aynı zekâdan türemişti. İki insanında Öfkesi, yorgunluğu, umutsuzluğu aynıydı.

İnsanlık tarihi boyunca insanlar farklı diller konuştu, farklı kültürlerde yaşadı, farklı renklere ve geleneklere sahip oldu. Ancak tüm bu farklılıklar, insan olmanın ortak paydasını hiçbir zaman değiştirmedi. Buna rağmen, bazı dönemlerde insanlar birbirlerini yalnızca kökenleri, ten renkleri ya da etnik kimlikleri üzerinden değerlendirdi. İşte ırkçılık, tam da bu noktada ortaya çıkan ve insanlığın vicdanında derin yaralar açan bir yanılgıdır.

“İnsanları birbirinden ayıran şey tenlerinin rengi ya da kökenleri değil, fırsat eşitsizlikleri ve önyargılardır. Irkçılık, insanın insana yabancılaşmasının en acı biçimlerinden biridir.” Demişti Orhan KEMAL.

Irkçılık, bir insanı tanımadan yargılamak, onu sahip olduğu özellikler nedeniyle kategorilere ayırmak ve değersizleştirmektir. Oysa hiçbir insan, doğduğu yeri ya da ten rengini seçmez. İnsanları birbirinden üstün ya da aşağı gören anlayışlar, yalnızca ayrılıkları büyütür ve toplumlar arasında görünmez duvarlar örer.

Malcolm X: Irkçılıkla mücadelenin simgesi haline gelen insan hakları savunucusu, ırkçı sistemleri eleştirdiği konuşmalarında sıkça şu yaklaşımı benimsemiştir: “Bir ırkın diğerinden üstün olduğuna inanmıyorum. İnsanların rengi ne olursa olsun, adalet ve eşitlik herkes için sağlanmalıdır."

Öyle olduğuna inandığımız bir zamandan geçtiğimiz doğrudur. Lakin köhne ezberler yıkılıp geçiyorudu şu sıralar. Lakin zihinlerde hala bir ayırım konusu tıkır tıkır işliyor. Sözlerle değil bazen. bir bakış bir duruştan ve paylaşımdan geçiyordu sırrı. Cehalet olarak adlandırdığımız ırkçılık meselesi, bir koltuğa oturmuş ve kitapların arasına karışmıştı.

Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar hâlâ ayrımcılıkla mücadele etmektedir. Bu mücadele yalnızca hak arayışı değil, aynı zamanda insan onurunu koruma çabasıdır. Çünkü insanın değeri; hangi milletten geldiğinde değil, nasıl bir insan olduğunda gizlidir.

Farklılıklarımız bizi ayırmak için değil, birbirimizi daha iyi anlamamız için vardır. Aynı gökyüzüne bakan, aynı umutları taşıyan ve aynı dünyayı paylaşan insanlar olarak birbirimize önyargıyla değil, anlayışla yaklaşmalıyız. Irkçılığın olmadığı bir dünya belki bugün bir hayal gibi görünebilir; ancak her büyük değişim, insanların birbirini eşit görmesiyle başlar.

Rollo May, ‘Güç ve Masumiyet’ kitabında, her insanın “benim-bir-önemim-var” hissini ve bu önemi sonuna kadar yaşayabilme arzusunu anlatır. İster fantezide olsun ister gerçeklikte, herkes önemli olmak ister. Şimdi ’ye sıkışan biri, o büyük insanlık hikâyesinden koptuğunda boşluk duygusuyla acı çeker; çünkü hiçbir önemi olmadığını hisseder Gündelik şiddetin kaynaklarından birini de burada aramak gerekir. İyi ya da kötü yollarla herkes bir önemlilik derdindedir. Demokrasi de bundan beslenir — herkesin önemli olduğu bir dünyanın mümkün olduğu inancından. Unutulmamalıdır ki bir insanın kimliği değil, insanlığı önemlidir. Çünkü hepimiz aynı gökyüzünün altında yaşayan, aynı saygıyı ve değeri hak eden insanlarız.