Ramazan, Van’a her yıl biraz daha ağırbaşlı, biraz daha derin bir sessizlikle gelir. Gölün sabah serinliğine karışan ezan sesi, sahurdan kalan çay buharıyla birlikte şehrin üstünde ince bir tül gibi dolaşır. Bu ayda zaman sanki yavaşlar; acele eden adımlar bile ritmini değiştirir.
Van’da Ramazan, yalnızca oruç tutmak değildir. Mahalle fırınlarının önünde iftara dakikalar kala uzayan kuyruklar, pide kokusuna eşlik eden tanıdık selamlaşmalar demektir. Birbirini yıllardır görmeyenlerin “Hayırlı Ramazanlar” bahanesiyle yeniden hatırlanmasıdır. Aynı sofrada buluşamasak bile, aynı vakitte dua ettiğimizi bilmenin verdiği o ortak huzurdur.
İftar saatine doğru şehirde tuhaf bir telaş başlar. Çocuklar sabırsız, büyükler daha temkinlidir. Sofralar gösterişten uzak ama bereketlidir; bir tas çorba, biraz peynir, belki gölden esen rüzgâr kadar serin bir hoş sohbet… Van’da Ramazan, sade olmanın kıymetini yeniden öğretir.
Teravih sonrası sokaklar bir başka canlanır. Çay ocaklarında uzayan muhabbetler, cami avlusunda paylaşılan sessiz gülümsemeler vardır. İnsan, kalabalıkların içinde bile yalnız olmadığını hisseder. Çünkü Ramazan burada, kalbe dokunan bir birlik hâlidir.
Belki de Van’da Ramazan’ı özel kılan tam olarak budur: Gösterişten uzak, derin ve içten. Her akşam batan güneşle birlikte kalplerin de hafiflemesi… Ve her sahurda, yeni bir güne daha temiz niyetlerle uyanma umudu.