Van Barosu Başkanı Sinan Özaraz, katıldığı bir televizyon programında, kamuoyunun yakından takip ettiği Rojin Kabaiş davasına ilişkin şok iddialarda ve önemli açıklamalarda bulundu. Baro Başkanı, soruşturmanın başlangıcında intihar olgusu üzerine yoğunlaşıldığını, ancak daha sonra Adli Tıp raporlarında ortaya çıkan çelişkilerin ve savcılıkla yaşanan gerginliğin, olayın seyrini değiştirdiğini belirtti.

"Soruşturma Başlangıçta Gölde Aramayla Sınırlı Tutuldu"
Özaraz, Rojin Kabaiş'in babasıyla Van'a geldikten üç gün sonra kaybolduğunu ve eşyalarının sahilde bulunmasıyla olayın ortaya çıktığını ifade etti. Baro'ya kayıp bilgisinin geldikten sonra hemen aileyle görüştüklerini belirten Özaraz, ilk aşamada kolluk kuvvetlerinin arama faaliyetini sadece Van Gölü ile sınırlı tutmasının doğru olmadığını belirttiklerini söyledi.
Özaraz, "Burada her ne kadar kayıp söz konusu ise de arama faaliyeti tarama çalışmalarını gölle sınırlı olduğunu, bunun doğru olmayacağını, bu tür kayıp durumlarında soruşturmanın etkin yürütülmesi gerektiğini ve kapsamın genişletilmesi gerektiğini belirttik fakat o dönem bu taleplerimiz karşılık bulmadı. Orada şu kanaat oluştu: intihar üzerine bir soruşturma yürütülüyor." dedi.
Savcılıkla Rapor Gerginliği ve Gözlemci Doktor Engeli
Rojin'in 19 gün sonra bir site güvenliği tarafından cansız bedeninin bulunmasının ardından yaşadıklarını anlatan Özaraz, otopsiye gözlemci doktor dahil etme taleplerinin ilk başta reddedildiğini, ancak yasal haklarını hatırlatınca kabul edildiğini söyledi.
Dönemin savcısıyla aralarında yaşanan en büyük gerginliğin ise ön otopsi tutanağının kendilerine verilmemesi olduğunu belirtti. Özaraz, "Savcı hanım o dönem tutanağı vermeyeceğini beyan etti. Biz de bunun kısıtlılık kapsamında olmadığını, hazır bulunanlarla paylaşılması gerektiğini belirttik... Bize gelmeyen ön otopsi raporu, baktık ki kamuoyunda paylaşılabiliyor" diyerek, intihar olgusunu destekleyen bilgilerin (Google'da 'cennete nasıl gidilir' araması gibi) basına sızdırıldığı bir dönemde kendilerinden bilginin saklandığını vurguladı.

DNA Raporlarında Büyük Çelişki İddiası
İkinci savcının göreve gelmesiyle soruşturmanın daha uyumlu yürütüldüğünü belirten Özaraz, ancak Adli Tıp raporlarındaki eksikliklerin kritik olduğunu dile getirdi. İlk raporlarda ölüm sebebi olarak "suda boğulma" belirtilse de, ölüm tarihi ve suda kalma süresi gibi önemli bilgilerin eksik olduğunu aktardı.
Özaraz'ın en dikkat çekici iddiası ise DNA raporlarına ilişkin oldu:
-
İlk iki raporda cinsel bölgelerde DNA bulunmadığı belirtildi.
-
İlgili dönemde Başsavcı'nın basına verdiği demeçte "göğüs ve karın bölgesinde DNA bulunduğunu" söylemesi üzerine, Baro raporlaştırılması talebinde bulundu.
-
Bu talep üzerine 9 ay sonra sunulan nihai raporda ise, daha önce Adli Tıp'ın 'yok' dediği bölgelerde DNA olduğu açıklandı.
Özaraz, "Gelen raporda şunu gördük; daha önce Adli Tıp'ın yok dediği bölgelerde DNA olduğu açıklandı. Bu raporu görünce, şimdiye kadar oluşturulan algının bu şekilde olmadığını kamuoyuyla paylaştık. Gelen raporla birlikte intihar olgusunun yanında bir cinsel saldırısı ve cinayet olgusu üzerine gitmeye başladık" dedi.
Baro, delilleri gizleme ve soruşturmanın etkin yürütülmesini engelleme iddiasıyla suç duyurusunda bulunduklarını da sözlerine ekledi. Olayın bu gelişmelerle birlikte Türkiye genelinde büyük tepki toplamaya devam ettiği belirtildi.




