Yalnızlık insanın içine hapsolan bir duygudur. Önce var edip sonra yoklukla savaştırır. Evin varmışta çatısına paran yetmemiş gibi yada gece balkona çıktığında bulutların karanlıktan belirdiğini görmek gibidir. İnsanın içine boş bir oda sığdırır. Yetersiniz her şeye. kendinize yetemeyecek kadar.
Seçilmiş bir yalnızlıktan bahsetmiyorum tabi ki bu insanın içine havuzlu bir villa yerleştirir. Lakin güneş hep battığında ışığı vurur bahçesine. Tatlıyı sütlü yemek gibidir. süte alerjiniz yoksa. Deniz kenarında yalın ayak yürüyorsunuz da, rüzgar ayaklarınızın altındaki tüm tozu yüzünüze savuruyor gibi bir an. Neye odaklanmalı bilmiyorum. Deniz kenarına mı? Yoksa orada bile bıraktığımız izlerin yüzümüze yapışmasına mı ? villada ki havuza ne zaman gireceğini hesaplamalı? yoksa güneşin misafir gibi uğrayışına bile geç kalışına mı ?
Yalnızlık altın bir boncuktan yapılmış kolye gibidir demişti Kıbrıs ta yalnızlığını seçen biri. Boncuğun altın oluşuna mı odaklanmalı yoksa kursağa en yakın yerin boyun oluşuna mı? Bana sorarsanız Yalnızlık, kendiliğin kabı gibidir. İnsan kendi kendisiyle temasını çoğu zaman bu sessiz iç uzamda, kimsenin bakmadığı, çağırmadığı, bir şey beklemediği zamanlarda yaşayabilir. Christopher Bollas'ın Winnicott'tan hareketle tarif ettiği "temel yalnızlık" da böyle bir şey: Terk edilmişliğin değil, var olmanın en eski zemini. Çünkü her hakiki kendilik, en derinde, esasen yalnızdır.
Bazen de ona Davetkâr oluşumuz onu ev sahibi gibi hissettirebilir. Lakin zamanı geldiğinde bavulunu kapı dışarı bırak malı güneşli bir günde. Aslında hem güvenlidir, hem de tehlikeli.
Modern hayatta seçilmiş olsun yada olmasın, yalnızlığı ne kadar verimli yaşaya bildiğimiz konusunda tereddütlerim var. Telefonlar, oyunlar, okul hayatı, iş hayatı, zamanında kararsızlıkla seçilen hayat arkadaşlığı ve üstlenilen sorumluluklarla zamana yetişme çabamız, bizi kendi varlığımıza uzaklaştırarak yalnızlığa da fırsat vermiyor. Her biri bize kendi içine dönme, dışarıda kal diyor. Zaten artık herkes yalnızlığından ürküyor. Çünkü yabancısı olduğu farkındalığında nasıl bir tepkiyle karşılaşacağını bilemiyor. Belirsizlik, insanı ürkek bir sincaba benzetir. Düzen yoktur. O andan başka zaman dilimine geçemezsiniz. Uyuşturur düşüncelerinizi. Sabırsızlık iliklerinize işler. Beklemek hiçbir zaman bu kadar koymaz yüreğinize. Focuslanmak yalnızca yalnızlıkta mümkündür. Seslerin ulaşamadığı yerlerde. Görünmezlikte. Birde görünmediğimizde yok oluşumuz var. Yalnızlık yok oluşa bir çizgi çekmektir. Altına ve üstüne olmak üzere ikiye ayrılan bir yokuşta karar veriririz. Yalnızlığın var etmekten mi yoksa yok etmekten mi ibaret olduğunu. Gerçeğimizi mi arıyoruz? Yoksa kaybolan benliğimizi mi. Gerçek kendindelik aslında güvenli bir yalnızlıkta büyüye biliyor. Gecenin bir yarısı odanıza çekildiğinizde. İşten çıkıp, arabanıza bindiğinizde. Veyahut yanında kaygıya düşmediğiniz insanların dizine uzandığınızda. Gerçek benliğe geç kalınmadan yalnızlıkla ulaşabilmeniz mümkün. Eğer bunu arıyorsanız tabi. Yalnızlık sessizdir, lakin etkisi derindir.