Sen Bakma benim böyle sakinlik bulvarında gezdiğime..
Ben akşam güneşsem, sabah yağmurlara boğulan bir karmaşa huzmesiyim.
Öğlen kasırgaya meydan okur, gece bir deniz dalgasına misafir olurum.
Bazen ateşten delice sıcak, bazen de buzdan bir kalıp parçası olur yüreğim.
Bıçak benden alır keskinliğini.
Kuşlar, uçmak için gözlerimden akan cesareti kullanır
Sen Bakma böyle suskunluğun pençesine takıldığıma,
Ben merhametimle taşları eritir, öfkemle dağları delerim.
Bazen bir Nil olur akarım yaşamın kıyısına
Bazen de bir göz rengine tabut bağlarım.
Umutsuzluklarımdan doğar başarılarım
Ve griden alırım tüm heyecanlı renklerimi
Sen bakma benim böyle ruhsuz bakışlarla hayata pencere açışıma
Gün, ışığını paslı parmaklıklardan sızdırır bakır rengi saçlarıma
Siyahi bir devrimin son nefesindeki yaşama sevincinden alır yazdıklarını kalemim
Ve çatısı uçmuş toprak evlerde, üşümemeye yüz tutmuş hayallerim.
Sen bakma benim böyle zamandan hallice yorgunluğa dost oluşuma.
Hayal kırıklıklarıyla dolu kıvrak bir yanardağ ağzıdır kursağım
Ve Puslu bir inada çelme takıp, İçime yuvalanmış yalnızlığım.
Tariz bir rüzgârdan nasibini almış liberal yosunlar geçer sevdamın kayalıklarından
Bir Pazar sabahı hüküm yemiş. İnancımın çelimsiz yaraları kör bir kaplumbağanın sırtından
Düşlerinde biriktirdiği sarı renkli papatyaları ipten bir salıncakta barındıran
Hoyrat bir kız çocuğu geçer yarınlarımdan…