Takvimler değişiyor, rakamlar yenileniyor ama insan aynı insan. Bir yıl daha bitti; aslında biten bir yıl değil, ömürden eksilen günler. Saat on ikiyi vurduğunda kutlanan şey zaman mı, yoksa gaflet mi, bunu iyi düşünmek gerekiyor.

Yeni yıl, eğlenceyle karşılanan bir gece değil; muhasebe edilmesi gereken bir eşiktir. İnsan bu eşikte durup kendine bakmalı: Ne kazandım, ne kaybettim, neyi düzelttim, neyi erteledim? Ne yazık ki çoğumuz bu eşiği gürültüyle geçip sessizce kayboluyoruz.

Bugün dünyanın bir köşesinde insanlar inançları uğruna bedel öderken, biz başkalarının adetleriyle seviniyoruz. Yahudi, namaz vaktinde cami avlusuna toplanmaz. Hristiyan, bayram sabahı kurban kesmez. Müslüman’ın ise başkasına benzeme telaşıyla evine yılbaşı ağacı dikmesi büyük bir çelişkidir. Kimliğini unutan bir kalabalığa dönüşmek işte böyle başlar.

Yeni yıl süslemek için değil, niyet düzeltmek içindir. Yeni yıl eğlenmek için değil, istikamet belirlemek içindir. Gençlik, hevesle değil hedefle yaşandığında anlam kazanır. Aksi hâlde yıllar geçer, ama insan yerinde sayar.

Bu gece ışıklar yanarken Gazze karanlıkta kalıyor. Biz geri sayım yaparken, orada çocuklar hayatta kalmaya çalışıyor. Yeni yılın ilk dakikalarına umutla değil, enkazla giren bir ümmet parçası var. Bunu unutarak yapılan her kutlama eksiktir, hatta ayıptır.

Yeni yıla girerken gençler için en büyük nasihat şudur: Kendine bir yön seç. Sabah namazını hayatına yerleştir. Vaktini boş ekranlarda değil, anlamlı işlerde harca. Dilini kirleten sözlerden, kalbini karartan alışkanlıklardan vazgeç. Daha çok tüketen değil, daha çok üreten ol.

Yıl değişir ama insan değişmezse hiçbir şey değişmez. Takvim yaprakları düşer, ama asıl düşen insanın sorumluluğudur. Müslüman için yeni yıl; eğlencenin değil, bilincin yenilenmesidir.

Çünkü bizim takvimimiz gece yarısıyla değil, secdeyle başlar.