Prof. Dr. Aslan, insan ve hayvanların varoluştan bu yana sürekli etkileşim içinde olduğunu ifade ederek, “Gerçek anlamda yaban hayvanı, insanla hiç teması olmayan türlerdir. Yerleşimlere yaklaşan her tür yabanlığını kısmen kaybediyor” dedi. Geçmişte ulaşımın kısıtlı olması nedeniyle insanların yalnızca fiziksel güçleri kadar hayvanlara yaklaşabildiğini, ancak günümüzde teknolojinin ve silahların insanı ekosistemde daha baskın bir konuma taşıdığını vurguladı.
“İNSAN-HAYVAN TEMASI HER GEÇEN GÜN ARTIYOR”
Tarımın gelişmesi, kırsaldaki nüfusun azalması ve hızlı şehirleşmenin ekolojik dengeyi bozduğunu dile getiren Aslan, doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesinin yaban hayvanlarının göç yollarını ve davranışlarını değiştirdiğini belirtti. “Eskiden 100 hanenin yaşadığı köylerde koyun, inek, keçi, tavuk, kedi ve böcek aynı döngüdedeydi. Bugün birçok köyde yalnızca 20 hane kaldı, bazı köyler tamamen boşaldı. Bu değişimden en çok domuz, kurt ve tilkiler etkileniyor. Bu hayvanlar artık insanların yaşadığı bölgelere yöneliyor. Şehirlerdeki vahşi depolama alanlarında biriken çöpler ise kolay besin sağladığı için yaban hayvanlarını kendine çekiyor. Mahalle ortasında domuzların görülmesi, yaylalarda ayıların evlere zarar vermesi veya tilkilerin sokaklarda kedilerle karşılaşması bu durumun en net göstergeleridir.”

“BİYOGÜVENLİK İÇİN CİDDİ BİR TEHDİT”
Prof. Dr. Aslan, bu değişimin yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda sağlık açısından da tehlikeli olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Evcil hayvanlarda bulunan hastalıkların yaban hayvanlarına, yaban hayvanlarında bulunan virüs ve parazitlerin ise evcil hayvanlara bulaşması biyogüvenlik için büyük bir risk oluşturuyor. Bu karşılıklı temas zamanla insan sağlığını tehdit edebilecek boyutlara ulaşabilir. Bu nedenle gerekli önlemlerin alınması, yaban hayvanlarını yerleşim alanlarına iten sebeplerin ortadan kaldırılması ve doğal yaşamın korunması büyük önem taşıyor.”




