Van’ın sokakları son aylarda bir garip… Bir yanda düğünlerde göğe kaldırılan eller, halaylarda birbirine kenetlenen kollar… Öbür yanda ise gençlerin birer birer toprağa düştüğü acı bir sessizlik.

İntiharlar, kavgalardan doğan kan davaları, sebepsiz yere büyüyen öfke patlamaları… Sanki memleketin üstüne ağır bir duman çökmüş de kimse o dumanı dağıtmaya niyetli değil.

Aşiret ağaları hâlâ en ön safta, düğünlerde baş köşede… Bir gün önce halayda omuz omuza duranlar, ertesi gün bir taziyede omuzlarında tabut taşıyor. Ama nedense kimse dönüp şu soruyu sormuyor:

“Bu gençler neden gidiyor? Neden her hafta bir ev kararıyor?”

Gençler, işsizlikle boğuşuyor. Umutsuzlukla savaşıyor. Bir tartışma büyüyor, bir can gidiyor. Bir yalnızlık koyulaşıyor, bir genç daha intihara sürükleniyor. Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor. Herkes görüyor ama kimse görmezden fazlasını yapmıyor.

Van’da halayların sesi yükseliyor, ama gençlerin feryadı duyulmuyor.

Oysa gerçek acı, düğünde değil; her gün annelerin sessizce bir fotoğrafa sarılışında, ağabeylerin boşalan yatağa bakışında.

Aşiret büyükleri düğünlerde kürsüye çıkıp övüneceklerine, keşke bir gün çıkıp gençlere omuz olmanın, onları korumanın, onlara umut olmanın önemini anlatsalar.

Keşke bir halay başı kadar bir babaya, bir anneye destek olsalar.

Çünkü bugün susarsak, yarın kaybettiğimiz gençlerin sayfası hiç kapanmayacak.

Van’ın ihtiyacı halay değil; umut, eğitim, birlik ve gençlere sahip çıkmak.

Yoksa biz ne kadar gülersek gülelim, mezarlıklar gülmüyor.