Van’ın en işlek caddelerinde yürümek artık sabır testi. Çünkü kaldırımlar, yayaların değil, dükkânını sokağa taşıran esnafın işgal alanı haline geldi. Manav kasalarını, giyimci askılarını, kafeler masa-sandalyelerini, telefoncular teşhir stantlarını sokağa yığmış durumda. Yaya, kaldırımda değil, adeta dar bir labirentte yol arıyor.

Bir anne bebek arabasıyla geçemiyor, engelli vatandaş kaldırıma çıkamıyor, yaşlı bir amca yoldan yürümek zorunda kalıyor. Sırf birkaç santim fazla vitrin olsun, yoldan geçen “müşteri” malı daha iyi görsün diye yüzlerce insanın hayatı zorlaştırılıyor.

Sorun sadece kaldırımla bitmiyor. Park alanları da aynı mantıkla işgal altında. Araçların park etmesi için ayrılmış yerler, mal indirme bahanesiyle saatlerce kapatılıyor. Kimisi duba koyup “burası benim” diyor, kimisi dükkan önüne kasa, palet yığıyor. Sonuç? Yollarda çift sıra parklar, tıkanan trafik, sinir küpüne dönen sürücüler.

Esnaf şunu unutmamalı: Gerçek müşteri, sizin dükkânınıza zorla değil, isteyerek gelir. İnsanları dükkâna çekeceğim diye kamusal alanı gasp etmek; hem saygısızlık hem de bencilliktir. Kaldırımda yürüyemeyen, park yeri bulamayan insan dükkana girmeyi değil, bir an önce oradan uzaklaşmayı seçer.

Belediyeler bu konuda daha net olmalı, denetim ve yaptırımlar göstermelik kalmamalı. Van, güzel bir şehir… Ama güzel şehir olmak, kaldırımların ve park alanlarının halka ait olduğunu hatırlamakla başlar.

Unutmayın: Ne kaldırım, ne park yeri… Hiçbiri dükkânın değil, hepimizin. Bugün siz işgal edersiniz, yarın başkası. Şehir böyle böyle yaşanmaz hale gelir.