Asgari ücret bir–iki kuruş yükseldi diye, memlekette her şey uçuşa geçti. Daha maaş cebe girmeden zamlar sıraya dizildi. Van’da sabah uyanıyoruz; ekmek bir başka, dolmuş bir başka fiyat. Otobüse binmek artık yolculuk değil, sabır testi.

Asgari ücrete yapılan artış, dar gelirliye nefes olsun diye yapılır. Ama bizde olan şu: Zam maaşa değil, hayata yapılıyor. Dolmuş fiyatları yükseliyor, gerekçe hazır: “Her şeye zam geldi.” Peki kime geldi bu zamlar? Öğrenciye, emekliye, asgari ücretliye… Hep aynı kesime.

Üstelik dolmuşlarda ayrı bir mağduriyet var. İnsanlar adeta koyun sürüsü gibi dolduruluyor. Ayakta yolculuk normalleşmiş, insan onuru ise görmezden gelinmiş durumda. İşlerine gelince kapasite unutuluyor, ama fiyatlara gelince herkes çok hassas. Aynı hatta, aynı mesafeye kafalarına göre ücret alınıyor.

Market raflarında ayrı bir karmaşa var. Aynı ürün, aynı market; sabah başka fiyat, akşam başka. Etiket var ama güven yok. Alışverişe çıkan insanın kafası karışık, cebi daha karışık. Kurnazlık ticaret olmuş, vicdan ise raflardan kaldırılmış.

Van’da artık insanlar ihtiyaç listesini değil, vazgeçtiklerini yazıyor. Çünkü paramızın kıymeti kalmadı, alım gücümüz her geçen gün eriyor. “Bunu almayalım”, “bunu sonra alırız” diye diye hayat erteleniyor. Bir ekmek hesabı, bir yol parası hesabı… Günlük yaşam matematik problemi gibi.

Asıl mesele şu: Asgari ücret artıyor ama geçim düşüyor. Zamlar kontrolsüz, denetim zayıf. Olan yine sabahın köründe dolmuşa binip ayakta sıkışan vatandaşa, akşam pazara çıkan anneye oluyor. Van’ın soğuğu serttir ama bu pahalılık daha sert vuruyor. İnsanlar artık zam haberlerine değil, insanca yaşamaya yetecek bir düzene uyanmak istiyor. Çünkü bu şehirde sorun sabır değil; geçim derdi.