Ayşenur Bilek Yazdı...
Gidişleri bilir misiniz? Bir ülkeden, şiirden, sevdadan, bir umuda tutunan heyecanlarınızdan gitmeyi başarabildiniz mi? Yâda sizden gitti mi sonsuz bir çabayla elde edilen ve kilitli bir sandıkta çiçeklerle sakladığınız zaman. Gidebildiniz mi çok severken?
Görmezden gelebildiniz mi onun en sevdiği çiçeği. Geçebildiniz mi onunla kahkaha atıp el ele gelecek hayalleri kurduğunuz sokaklardan. Yiyebildiniz mi onun en sevdiği yemeği. İçebildiniz mi yorgunluğunda istediği tek çeşit kahveyi. Uyuya bildiniz mi her gece sizi eşsiz bir uykuya davet eden sesini duymadığınız gecelerde.
Kabullene bildiniz mi hiç ani gelen bir gidişi? Hiç yokluğuna sarılıp, nefessiz kaldığınızı hissettiniz mi? Kalbinizin artık eski ritminde atmadığını fark ettiniz mi? Siz hiç tüm gücünüzü ona ulaşmaya çalışırken harcadığınız da onun tüm gücüyle başkasına gidişine şahit oldunuz mu? Biriyle son görüşmenizin farkında olmayıp ona veda edememeyi tattınız mı? Siz hiç O son ‘anda ’kaldınız mı yıllarca. Göz pınarlarınızdan ona olan hasretiniz aktı mı? Yakınları tarafından onun haberini alıp bir kaldırımın kenarında kalakaldınız mı öylece?
Gidişleri bilir misiniz? Bir evden, kendinizden, heveslerinizden, kursağınıza düğümlediğiniz kavuşma arzunuzu onu son gördüğünüz yere gömmeyi başara bildiniz mi? Sevilmeye dair inancınıza veda ettiniz mi hiç? Kendinizden gidebildiniz mi? Siz, sabırla Bekleyip hiç gelmeyecek birine gittiniz mi?
Gitmenin zamanını ayarlayabilirsek, zamanın ulağına sırtlanmış sihrin merhametine rastlarız. Bu merhamet bizi filizlendirir. Gökyüzünü bakır bir tepside sunar. Geçmişle barıştırır. Geleceğe dair korkusuz adımlara bir kapı aralar. Giderek aldığımız değer, paha biçilmez bir benlik olur. Ama zamanında gitmeyi başara bilirseniz. Gitmeyi sadece insana karşı yapılan bir eylem olarak sınırlandırmamak gerekir. Bazen heveslerinizden, bazen güneşli bir günden, bazen bir dalganın kıyı vurmasını beklemeden, bazen içimize işlediğimiz yalnızlığımızdan ve bazen de huzur zannettiğimiz bir evden gidebilmeli. Gitmenin bilincimize yansıttığı ve Yüreğimize iliklediği bir yara olarak adlandırdığımız o çelimsiz huzursuzluk, yüzeysel bir yanma hissettirir ve bu zamanında yapılmışsa, etkisi kısa süre içinde yok olur. Gitmek, bazen kazanmış bazen de kaybetmiş gibi hissettirir. Bunu soru olarak karşımıza koyduğumuzda cevabı yalnızca zamandadır. Reel düşünürsek, gitmekle kazandıklarımız, kaybettiklerimizden fazla ise, gitmek en doğrusudur. Ama önce bize neyin doğru neyin yanlış ve neyi kaybettirip veya kazandıracağının farkındalığı içinde olmalıyız. Biz en çokta kendimizi tanımak için edilen sohbetlerde, ayağı kalkıp görülen yerlerde, çabaladığımız sevdalarda, ulaşmaya çalıştığımız hedefler uğruna edindiğimiz bilgilerde, en çokta birinin hayatımıza ne için girdiğinin anlamlı bir tezadını oluştura bilirsek, kendi farkındalığımızın biblosunu başucumuza koyarız.
Tolstoy’un “İvan İlyiç’in ölümü” adlı kitabında bir cümle yüreğime dokunmuştu;
“Belki de sürdürdüğüm yaşam, sürdürmem gereken yaşam değildir.” Diyordu hayatımızda neyin değerli olup olmadığını bilmemiz gerekir. Bunun kararını verip, ziyan adilmiş bir zaman dilimine en çokta ruhumuzu hapsetmemeliyiz. Zira bize sunulan her şeyi heba ederek ayrılmış oluruz bu hayattan.
Nereden, nasıl ve ne zaman gitmeniz gerektiğinin bilincinde iseniz, hayat sizi hep ödüllendirir.
Lakin gecikmiş bir gidişle yüzleşirseniz gölgesi ömürlük bir yara olur.
Gidişlerin zamanı tüm evrende sizin yaşam sürenizi belirler. Gitmekte geç kalınmamalı…