Yaşadığımız şehirlere göre şekil alıyoruz. Giyim tarzımız, düşünce yapımız, bakıp ta gördüklerimiz her şehirde farklılık kazanıyor. Van’da baktığım güneşte gördüğümü İstanbul’da baktığımda güneşte gördüklerim beni şaşırtmıştı. Bunun şehirlerle bir alakası yok aslında yanlış anlaşılmasın. Şehirlerdeki yaşantımızdan doğan duygularımızla ilgisi var. Yaşadığın yer ne kadar baskıya meyilli ve negatif insanlarla doluysa, yaptığın işte mutlu değilsen ve zaman senin için nefes almaktan ibaretse, güneşe baktığımızda sadece ısıtıcı etkisini görürüz. Başka bir şehirde ne kadar özgür hissedersen kendini ve ne kadar mutluysan o şehirdeki yaşamında, güneş sana sarı görünmeye başlar. Renkler daha bir inandırıcı olur. Havanın kapalısı bile seni mutsuz etmeye yetmez. Hangi vapurda çay simit ile kahvaltı yaptığının büyük önemi var. Yaşadığımız duygulara manipülatif bir etkisi var doğanın. Lakin yaşantımızın etkisi, aldığımız nefesin bir tadı olduğuna inandırıyor. Karadeniz’e baktığında oradaki yaşamınla paralel bir sonsuzluk görürüsün. Ya da denize kıyısı olan bir şehirde yaşayan insanın ufku denizi olamayan bir şehirde yaşayan insanın ufku arasında keskin bir çizgi vardır. Hayatımızın sınırlarında saklıdır gördüklerimiz.

Gezip gördükçe, insan nereye bakıyor nasıl sosyalleşiyor ne konuşuyor ve nasıl yorumluyor bunları dikkat çekme konusunda yarar olduğunu düşünüyorum. Şunu da belirtmek isterim ki nerede yaşarsan yaşa herkesle tek ortak noktamız var. Yaşam açlığımız. Benim hayallerimi yaşayan insanlarla konuştuğumda hala bir eksiklik olduğunu ibare eder. Herkesin tamamlayıcısı farklı. Buda kendini tanımayıp, yanlış tamamlama olayını doğurur. Bakıp gördüğümüz her ne kadar farklı olsa da açlığımız aynı. Kendimizi tamamlayamıyoruz. Ben halimden memnunum diyen insana güneşe baktığında ne görüyorsun diye sorduğumda verdiği cevap, oradaki hayat tatminiyle alakalı bir cevaptı. Ben her şehirde farklı bir güneş görüyorum…