Ayşenur Bilek Yazdı...
Dar vakitte soluk ve ucube bir ölümdür yaşam.
Uzun ve sessiz Salı akşamında büyük bir başkaldırı,
Uzak kederlerden doğar, güneşi selamlayan çocuk
Tarçın kokulu gül yaprakları, tarifi imkânsız bir hasret biriktirir.
O seçilmiş mendilli ceketiyle, kayıp bir kentin en yakışıklısı.
Bense bir yol derdinde bilinci nasırlı, gurur tanrısı.
Neşve deyim.
Onunla son kez içtiğim kahvenin, 40 günlük hatırını selamlıyorum.
O büyülü bir edayla, elimden tutan huzurlu bir hatıraydı
Bense adı konmamış duyguların kıyısında kendine sığınan şiirler durağı.
Çoğunlukta her şeyi yaşayan cehenneme benzer yaşam
Aşkların, dirliğin, tokluğun, mavinin ve bir ulusun özlemiydi yaşam.
Her şey akıp gider. bir katı hüzün kalır geriye.
Geçmiş, sunturlu bir rüzgârla utangaç bir ifadeyi sarmalar.
Ve bir Cam kenarı iki bilet kadar nettir bazen anılar.
Tren garında Gidenlere değil, içinden geçenlere bakan,
Ansızın Yokuş aşağı devrilen nisan,
yalnız beni devirmeyen asılsız bir pusulaydı zaman.
Sokaktayım.
Onunla son vedalaştığım kaldırımda varlığının bıraktığı umudu selamlıyorum.
O. yalansız içkili halleriyle karşımda oturan gün batımı,
Bense kanla yoklanan kambur bir menekşe ağıtı.
Karanlık bir günde ilk sayfadaki manşeti kanıksayan altın bir kafestir yaşam.
İyinin, nankörün, vefanın, ziyan olmuş emeğin ve bir bardak su için savaşa hazırlanan öfkeye benzer yaşam.
Her şey solup gider, bir halkın açlığı kalır geriye
Geleceğin tek tesellisi gemiyi limana yaklaştıran kaptan.
Usul usul ter akıtan bir gemide dolanırdı, ürkek nefeslerde boğulan vicdan…
Yokuş yukarı nefesi kesilen bir çoban
Ve Sürüyü doyuran körpe duygulara uyku bağlamıştı hazan
Bir beni uyutmazdı. Ateşin küller huzmesiydi zaman.
Asıl Bir dağ yamacında şehri kuşatanlardan öğrenilmeli, pencereyi aralayan tufan.
Arabadayım.
Ona son kez sarıldığım sahil kenarında, ondan geriye kalan anıları selamlıyorum
O iğde ağaçlarının kokusuna bezenmiş bir bahçede, denize bakan bir salıncaktı
Ben se orta çağa direnen feodalizmin başyapıtı.
Tam dışarı çıkacakken, vakitsiz bir yağmurla baharı öteleyen sokaktır yaşam.
Dolunayın güneşin kasımpatının ve sonsuz bir denizin sükunetine benzer Yaşam
Her şey bir pamuk ipliğine şartlanıp gider, bir tek inancımız kalır geriye.
Şu anın farkına vardığımızda kaybolur asıl zaman.
Ve Kalabalığın ortasında kendi sessizliğini kuranlardan öğrenilmeli, yalnızlığa sevdalı devran.
Meyhanedeyim.
Onunla son kez tokuşturduğumuz kadehi ve kahkahalarımızı selamlıyorum.
O gözlerimde çoğalıp duran elanın yeşil halkası
Ben se her bakışta kendine yoksun sırlar atlası…
Dar vakitte kayıtsız ve zamansız bir tebessüme benzer yaşam.
Kısa ve gürültülü bir Pazar sabahına mağlup yorgun bir isyancı
Yakın kederlerden ölür dolunayı selamlayan yaşlı
Sezenin sesinden dökülen şarkı, yürekte Maruf bir sancı biriktirir
kırık bir melodinin ucunda asılı kalır zaman
ve asıl benden öğrenilmeli üryan bir sevinçle kirpik uçlarımdan dökülen gamsız yaşam…